,
Ana sayfa
Hakkımızda
Hizmetler
Futbol Takımı
Cenaze Hizmetleri
Yaşlılar Evi
Cami
Tüzük
Yönetim
Haberler
İrtibat
Ziyaret 782983 sayısı
 
 
  1.  YETERKİ ZİHİN VE GÖNÜLLERİMİZ ENGELLİ OLMASIN
  2.  DİN GÖREVLİSİ VE CEMAAT İLİŞKİSİ
  3.  EZBERCİ DİN EGİTİMİ
  4.  YAŞLILIK VE YAŞLILARA KARŞI TUTUM
  5.  ÖMÜRLÜK TECRÜBE YAŞLILIK
  6.  İSLAM KOLAYLIK DİNİDİR
  7.  ÇOCUK VE DİNİ MEKAN BULUŞMASI
  8.  HAYATIN SORUNLARI KARŞISINDA ÇOCUK OLMAK
  9.  DÜRÜSLÜK, TEMİZLİK,TEMBELLİK
  10.  GENÇLERİMİZ DAHA AYDINLIK GÜNLERE
  11.  ÇOCUKLARLA BÜYÜMEK
  12.  ARKADAŞIN İYİSİ
  13.  RAMAZAN AYI VE ÖZ DENETİM
  14.  AHLAKIN ÖZÜ EDEPTİR
  15.  EMANET BİLİNCİ
  16.  SAMİMİYET VE TEVAZU
  17.  Sabır insanlar için sığınılacak yegane limandır
  18.  SÖZÜN ÖZETİ
  19.  HUZURUN ANAHTARI AHLAKTIR
  20.  DÜNYADAKİ EN BÜYÜK MEZARLIGIN SIRRI NE
  21.  Hz HÜSEYİN VE KERBALA
  22.  MEHMET AKİF
  23.  ŞEHİT MEKTUPLARI
  24.  BAY VE BAYAN HOCALARIN HAFTALIK DERS PROGRAMLARI
  25.  CAMİ FALİYETLERİ
  26.  ŞİDDET VE MERHAMETSİZLİGİN ANA UNSURU
  27.  B.T.İ.K.MERKEZİ BAYANLAR CEMAATI PİKNİK YAPTILAR
  28.  ŞEVKAT VE MERHAMET
  29.  ŞAHSİYET VE KİŞİLİK
  30.  KÖTÜ SÖZ
  31.  SELAMLAŞMA
  32.  MÜMÜN VE CAMİ
  33.  CAMİDE VICTORIA VALİSİ İLE OPUN DAY
  34.  HOYRATCA TÜKETİM
  35.  KOMŞULUK MEDENİYETİ
  36.  FİTRE VE ZEKAT YARDIMLARI YERİNE HAVALE EDİLDİ
  37.  SESSİZLERİN VE KİMSESİZLERİN FERYADI
  38.  ÇOCUKLARIN ,CAMİLER BULUŞMA YERİ OLSUN
  39.  ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.
  40.  FITRAT AHLAKI
  41.  FARK ETMELİ İNSAN
  42.  ERMENİ MEZALİMİ
  43.  CAMI VE KURS PROGRAMI
  44.  ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE...
  45.  ÇANAKKALE DESTANI
  46.  SELAMLAŞMAK
  47.  KUL HAKKINDAN NE ANLIYORUZ
  48.  BASIN BİLDİRİSİ
  49.  SEVAL ÖGRETMENİN ÇANAKKALE ŞİİRİ
  50.  İNSAN ONURU
  51.  CUMHURİYET BAYRAMI RESEPSİYONU
  52.  B.T.İ.K.MERKEZİ YÖNETİM KURULU LİSTESİ
  53.  EŞLERİN KARŞILIKLI SORUMLULUKLARI
  54.  KUTLU DOGUM; RAHMET PEYGAMBERİ
  55.  PLANLAMA BAKANI CEMİYETİ ZİYARET
  56.  CUMA HUTBESİ 24/10/2014
  57.  AHİRET; HESAP VERME BİLİNCİ
  58.  SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK
  59.  PAHA BİÇİLMEZ SERMAYE; ÖMÜR
  60.  MEVLİD: RAHMET ELÇİSİNİN DÜNYAYA TEŞRİFİ.
  61.  EZAN ÖZGÜRLÜĞÜN GÜR SEDASI
  62.  BİR TEKELLÜF DEGİL. NİMET OLARAK NAMAZ
  63.  ERDEMLİ BİR DURUŞ:
  64.  ALLAH'IN SON DİNİ İSLAM.
  65.  ŞÜKÜR NİMETLERİ ARTIRIR
  66.  ANKARA ETEMESGUT MÜFTÜSÜ YUNUS CAN'i DINLE
  67.  İMAN
  68.  HER CAN KUTSAL VE DOKUNULMAZDIR;
  69.  ÖLÜM VE ÖTESİ
  70.  ALLAH, AŞIRI GİDENLERİ SEVMEZ.
  71.  ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE...
  72.  İNSANI İYİLİK YAŞATIR:
  73.  KUL VE KAMU HAKKI
  74.  KAKİKİ SEVGİ;ALLAH'I SEVMEK,ALLAH İÇİN SEVMEK.
  75.  HZ. PEYGAMBER VE BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI.
  76.  DÜNYA BİZE,BİZ BİRBİRİMİZE EMANETİZ.
  77.  MANEVİ ÇOŞKUNUN ZİRVESİ: ÜÇ AYLAR
  78.  KALBİN CİLASI: TÖVBE VE İSTİĞFAR
  79.  CANA CAN OLMAK: AİLE
  80.  MİRAÇ KANDİLİ
  81.  BOŞ ŞEYLERİ TERK EDEREK HAYATI ANLAMLI KILMAK.
  82.  TEVBEMİZ BERATIMIZ OLSUN
  83.  KUR'AN AYINDA KUR'AN'LA BULUŞALIM;
  84.  VAKİT İYİLİK VAKTİ:BU RAMAZAN VE HER ZAMAN
  85.  TEHVİD İLE GELEN VAHDET
  86.  CENNET KAPILARININ ANAHTARI YETİMLER
  87.  KADİR GECESİ ,KADİR BİLENLER İÇİNDİR.
  88.  YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU
  89.  KERBALAYI DOGRU ANLAMAK.
  90.  PEYGAMBERLER, İNSANLIĞIN YOLUNU AYDINLATAN REHBERLERDİR
  91.  HER İNSAN ALLAH'IN BİR AYETİDİR;
  92.  ZİKİR;KALPLERE HAYAT VEREN İKSİR
  93.  KÜRESEL TERÖRÜN HEDEF ALDIGI DİN;İSLAM
  94.  RABBİMİZ;BİZİ DOSDOĞRU YOLA İLET!
  95.  İMTİHANIN ADI:FİTNE.
  96.  SÖZ AHLAKI
  97.  AHİRETE İMAN
  98.  GÜN MİLLETCE KENETLEME GÜNÜDÜR.
  99.  EN BÜYÜK BOZGUNCULUK.
  100.  KULLUK SADECE ALLAHA ÖZGÜDÜR.
  101.  ZAFER AYI AĞUSTOS
  102.  ÖRNEK ÜMMET OLABİLMEK
  103.  YERYÜZÜNÜN KÜÇÜK VE ONURLU HALİFESİ ÇOCUK
  104.  AVUSTRALYA GENEL VALİSİNİN CEMİYETİMİZİ ZİYARETİ
  105.  HER ZORLUKLA BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR
  106.  NAMAZI ZAYİ ETMEK
  107.  FİTRE VE ZEKAT BİLGİLERİ
  108.  CENNETE GÖTÜREN AMEL DOĞRULUKTUR.

  KÖTÜ SÖZ
KÖTÜ SÖZ
 
Abdullah b. Amr (r.a.)’dan nakledildiğine göre Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Büyük günahların en büyüklerinden birisi kişinin ana-babasına lanet etmesidir. “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl olur da kişi ana-babasına lanet eder!” denilince Hz. Peygamber, “Bir adam, başka bir adamın babasına söver, o da onun babasına ve annesine söver.” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 4.)

Hadis-i şerif, “kem söz sahibine aittir” atasözünün kaynağı olabileceği gibi, bunu açıklayan bir özelliğe de sahiptir. Kişinin başkalarına yaptığı sövgü ve hakaret, kendisi gibi nefis taşıyan ve öfkelenme potansiyeli olan muhatabı tarafından çoğunlukla hemen iade edilmekte, böylece, sövgüde hedef alınan kişi veya kişilerin muadilleri aynı hakarete maruz kalmaktadırlar. Dolayısıyla kötü söz sonunda sahibine dönmekte ve onun üzerinde kalmaktadır. Başka bir ifadeyle, karşılığını bulmasa da kötü söz, sonuçta sahibini sorumlu kılmakta ve onun karakterini ele vermektedir. İşte sevgili peygamberimiz, başkasının ana-babasına söven kişinin, yaptığı hakaretin karşılığını aldığında, kendi anne-babasına sövmüş gibi olacağını çarpıcı bir anlatımla hatırlatmaktadır. Benzer bir anlatımı En’âm suresinin 108. ayetinde de görmekteyiz. Burada Cenab-ı Hak, “(Ey müminler!) Onların, Allah’ı bırakıp ta tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak bilgisizce Allah’a söverler…” buyurarak, başkalarının değerlerine yapılan hakaretin sonunda kişinin kendi değerlerine yöneleceği gerçeğini açıklamaktadır.

Sevgili peygamberimiz, “Mümin çok kınayan, çok lanet eden, hayâsız, pis ve çirkin konuşan kimse değildir.” (Tirmizi, Birr, 48.) buyurarak, kötü söz ve hakaretin, mümine yakışan bir özellik olmadığını vurgulamış, böylece, “elinden ve dilinden diğer insanların salim olduğu” (Buhârî, Rikâk, 26.) şeklinde ifade ettiği mümin tanımına da açıklık getirmiştir. Güzel söz ve nezaket peygamber ahlakıdır. Cenab-ı Hak, elçisinin, insanlara yumuşak ve nazik davrandığını belirterek, sert ve katı kalpli olması halinde etrafındakilerin dağılıp gideceğini bildirmiştir. (Âl-i İmran, 159.) On sene hizmetinde bulunan Enes b. Malik’in ifadesine göre o, kötü söz bir yana, kendisine bu süre zarfında “of” bile dememiştir. Çünkü “Rıfk (yumuşak davranış) dan yoksun olan hayırdan da yoksundur.” (Müslim, Birr, 74.) “Rıfk, bulunduğu şeyi güzelleştirirken, yokluğu çirkinleştirir.” (Müslim, Birr, 78.) “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” diyen atalarımız, güzel sözün her kapıyı açabileceğini vurgulamak istemişlerdir. Onun için Cenab-ı Hak, Hz. Musa ve kardeşi Harun’a, düşmanları Firavun’a bile yumuşak bir üslupla hitap etmelerini emretmiştir. (Tâhâ, 44.) Çünkü iyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü en güzel şekilde savmak, düşmanlıkları sıcak bir dostluğa dönüştürme vesilesi olabilir. (Fussılet, 34.)

Kötü söz ve hakaret düşmanlığa açılan bir kapıdır. Yan bakmanın bile kavga sebebi olduğu toplumumuzda sövgü içeren her sözcük muhataba atılan bir taş gibidir. Karşılıklı hakaretlerin şahlandırdığı nefisler, öfke silahıyla bıçaklara, mermilere dönüşmekte, kâinatın en mükerrem varlığı insan bir hiç uğruna çoğu kez canından olmaktadır. Halbuki yapılan hakaretin sahibine döneceği bilinciyle öfkesine gem vurabilen insan, hem, yaptığı hakaretin vebaliyle baş başa bıraktığı muhatabını, hem de kendisini maddi-manevi büyük bir tehlikeden korumuş olmaktadır. “Öfkeyle kalkan zararla oturur” atasözü hiç şüphesiz, yaşanan nice acıklı olayların birikimiyle oluşmuş kolektif bir tecrübenin ifadesidir. Aile ortamından, kahvehane köşelerine, trafikten stadyumlara kadar, gencinden yaşlısına herkesin psikolojisine uygun olarak içini boşaltma ve rahatlama vesilesi olarak kullandığı sövgü bir muhataba yöneldiğinde, ciddi bir çatışmanın sebebi haline dönüşmektedir. Bireylerden toplumlara ve ülkelere kadar her türlü çatışmanın temelinde nasıl hoşgörüsüzlük yatıyorsa, bunun doğurduğu suçlamalar ve hakaretler de bir kıvılcım görevi üstlenmektedir.

İslam Dini, insan onurunu, korunması gereken beş temel değer arasında kabul etmiş ve bunu ihlal edenlere cezai yaptırım öngörmüştür. Örneğin, sövgü unsurları arasında insanların en çok başvurduğu hanımlara yönelik zina isnadı, dört şahitle ispat edilemediği takdirde, seksen sopa cezasıyla cezalandırılmış, tövbe etmedikleri takdirde bu kişilerin şahitliklerinin ebediyen kabul edilmeyeceği bildirilmiştir. (Nur, 4-5.) Çatışma ve kavgalarda bireylerin birbirlerine yönelttikleri hakaretleri, çoğu kez anneleri, hanımları ve kız kardeşleri üzerinden yaptıkları bilinen bir gerçektir. Bu şekilde karşıdaki insan, en duyarlı olduğu namus duygusu üzerinden rencide edilmek istenmektedir. Hâlbuki kızdığımız insan farklı, suçladığımız kimseler farklıdır. Hakarete maruz kalan kişinin namus açısından suçlanan yakınları masum iseler, onlara yönelik hakarette bulunanlar yukarıda ifade ettiğimiz “kazf” (namus iftirası) suçunu işlemiş olmaktadırlar.

İnsanın hayat boyu süren saygınlığı ölümüyle son bulmadığı için ölülere yönelik sövgü ve hakaret de dinimizce yasaklanmıştır. Sevgili peygamberimiz bir hadislerinde, “Ölülere sövmeyiniz. Çünkü onlar, önden göndermiş oldukları amellerinin karşılıklarına ulaşmışlardır.” buyurmakta (Buhâri, Cenâiz, 97.) başka bir hadislerinde de, ölülere sövmenin onların yakınlarını inciteceği gerçeğine işaret etmektedir. (Tirmizi, Birr, 51.) Aslında müminlerin ölülerini hayırla yâd etmeleri, daha doğrusu hayırlı işleriyle anmaları İslami bir gelenektir. Peygamber Efendimiz’in de buyurduğu gibi, onlar, yaptıkları iyi ve kötü amellerinin karşılığını zaten Allah katında bulacaklardır. Ancak onları geçmişteki iyilikleriyle anmak, o iyilikleri yapma ve bunlarla anılma konusunda geride kalanları teşvik edici olabilir.

İnsanoğlu uğradığı bir sıkıntı veya başına gelen bir felaketten dolayı sorumlu tuttukları bazı manevi varlıklara sövme konusunda da mahirdir. Kendi kusur ve ihmallerini dikkate almadan veya çaresiz kalınan durumlarda sabır tesellisine sığınmadan kaderi suçlayanlar, feleğe kahredenler, zamana ve tabiat olaylarına lanet okuyanlar kendi döneminde de mevcut olduğu için, Allah Rasulü, cahiliye anlayışını devam ettiren bu kişileri uyarmıştır. (Buhârî, Edeb, 101; Ebu Davud, Edeb,53.)

Arapların, “kılıç yarası iyileşir ama dil yarası iyileşmez” ata sözüyle dikkat çektikleri kötü söz ve hakaret hangi gerekçeyle olursa olsun mümine yakışmayan bir davranıştır. Zulme karşı tepkimizi gösterirken duygularımızı açığa vurma noktasındaki istisnai bir durum haricinde Cenab-ı Hakk’ın da hoş görmediği bu davranış (Nisa,148.), etki-tepki kuralına uygun olarak, sadece bize dönmekle kalmıyor, en değer verdiğimiz yakınlarımıza, hatta kutsal değerlerimize kadar uzanıyor. İşte burada yorumunu yaptığımız hadis, muhatabıyla tartışmaya giren her müminin, kendisini ve yakınlarını hakaretten korumak için önce kendi söz ve davranışlarına dikkat etmesi gerektiğini veciz bir şekilde ortaya koymaktadır.

 
 
Copyright © 2006 by BTICC. All rights reserved.

Digital World IT