,
Ana sayfa
Hakkımızda
Hizmetler
Futbol Takımı
Cenaze Hizmetleri
Yaşlılar Evi
Cami
Tüzük
Yönetim
Haberler
İrtibat
Ziyaret 773644 sayısı
 
 
  1.  YETERKİ ZİHİN VE GÖNÜLLERİMİZ ENGELLİ OLMASIN
  2.  DİN GÖREVLİSİ VE CEMAAT İLİŞKİSİ
  3.  EZBERCİ DİN EGİTİMİ
  4.  YAŞLILIK VE YAŞLILARA KARŞI TUTUM
  5.  ÖMÜRLÜK TECRÜBE YAŞLILIK
  6.  İSLAM KOLAYLIK DİNİDİR
  7.  ÇOCUK VE DİNİ MEKAN BULUŞMASI
  8.  HAYATIN SORUNLARI KARŞISINDA ÇOCUK OLMAK
  9.  DÜRÜSLÜK, TEMİZLİK,TEMBELLİK
  10.  GENÇLERİMİZ DAHA AYDINLIK GÜNLERE
  11.  ÇOCUKLARLA BÜYÜMEK
  12.  ARKADAŞIN İYİSİ
  13.  RAMAZAN AYI VE ÖZ DENETİM
  14.  AHLAKIN ÖZÜ EDEPTİR
  15.  EMANET BİLİNCİ
  16.  SAMİMİYET VE TEVAZU
  17.  Sabır insanlar için sığınılacak yegane limandır
  18.  SÖZÜN ÖZETİ
  19.  HUZURUN ANAHTARI AHLAKTIR
  20.  DÜNYADAKİ EN BÜYÜK MEZARLIGIN SIRRI NE
  21.  Hz HÜSEYİN VE KERBALA
  22.  MEHMET AKİF
  23.  ŞEHİT MEKTUPLARI
  24.  BAY VE BAYAN HOCALARIN HAFTALIK DERS PROGRAMLARI
  25.  CAMİ FALİYETLERİ
  26.  ŞİDDET VE MERHAMETSİZLİGİN ANA UNSURU
  27.  B.T.İ.K.MERKEZİ BAYANLAR CEMAATI PİKNİK YAPTILAR
  28.  ŞEVKAT VE MERHAMET
  29.  ŞAHSİYET VE KİŞİLİK
  30.  KÖTÜ SÖZ
  31.  SELAMLAŞMA
  32.  MÜMÜN VE CAMİ
  33.  CAMİDE VICTORIA VALİSİ İLE OPUN DAY
  34.  HOYRATCA TÜKETİM
  35.  KOMŞULUK MEDENİYETİ
  36.  FİTRE VE ZEKAT YARDIMLARI YERİNE HAVALE EDİLDİ
  37.  SESSİZLERİN VE KİMSESİZLERİN FERYADI
  38.  ÇOCUKLARIN ,CAMİLER BULUŞMA YERİ OLSUN
  39.  ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR.
  40.  FITRAT AHLAKI
  41.  FARK ETMELİ İNSAN
  42.  ERMENİ MEZALİMİ
  43.  CAMI VE KURS PROGRAMI
  44.  ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE...
  45.  ÇANAKKALE DESTANI
  46.  SELAMLAŞMAK
  47.  KUL HAKKINDAN NE ANLIYORUZ
  48.  BASIN BİLDİRİSİ
  49.  SEVAL ÖGRETMENİN ÇANAKKALE ŞİİRİ
  50.  İNSAN ONURU
  51.  CUMHURİYET BAYRAMI RESEPSİYONU
  52.  B.T.İ.K.MERKEZİ YÖNETİM KURULU LİSTESİ
  53.  EŞLERİN KARŞILIKLI SORUMLULUKLARI
  54.  KUTLU DOGUM; RAHMET PEYGAMBERİ
  55.  PLANLAMA BAKANI CEMİYETİ ZİYARET
  56.  CUMA HUTBESİ 24/10/2014
  57.  AHİRET; HESAP VERME BİLİNCİ
  58.  SOSYAL MEDYA VE GENÇLİK
  59.  PAHA BİÇİLMEZ SERMAYE; ÖMÜR
  60.  MEVLİD: RAHMET ELÇİSİNİN DÜNYAYA TEŞRİFİ.
  61.  EZAN ÖZGÜRLÜĞÜN GÜR SEDASI
  62.  BİR TEKELLÜF DEGİL. NİMET OLARAK NAMAZ
  63.  ERDEMLİ BİR DURUŞ:
  64.  ALLAH'IN SON DİNİ İSLAM.
  65.  ŞÜKÜR NİMETLERİ ARTIRIR
  66.  ANKARA ETEMESGUT MÜFTÜSÜ YUNUS CAN'i DINLE
  67.  İMAN
  68.  HER CAN KUTSAL VE DOKUNULMAZDIR;
  69.  ÖLÜM VE ÖTESİ
  70.  ALLAH, AŞIRI GİDENLERİ SEVMEZ.
  71.  ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE...
  72.  İNSANI İYİLİK YAŞATIR:
  73.  KUL VE KAMU HAKKI
  74.  KAKİKİ SEVGİ;ALLAH'I SEVMEK,ALLAH İÇİN SEVMEK.
  75.  HZ. PEYGAMBER VE BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI.
  76.  DÜNYA BİZE,BİZ BİRBİRİMİZE EMANETİZ.
  77.  MANEVİ ÇOŞKUNUN ZİRVESİ: ÜÇ AYLAR
  78.  KALBİN CİLASI: TÖVBE VE İSTİĞFAR
  79.  CANA CAN OLMAK: AİLE
  80.  MİRAÇ KANDİLİ
  81.  BOŞ ŞEYLERİ TERK EDEREK HAYATI ANLAMLI KILMAK.
  82.  TEVBEMİZ BERATIMIZ OLSUN
  83.  KUR'AN AYINDA KUR'AN'LA BULUŞALIM;
  84.  VAKİT İYİLİK VAKTİ:BU RAMAZAN VE HER ZAMAN
  85.  TEHVİD İLE GELEN VAHDET
  86.  CENNET KAPILARININ ANAHTARI YETİMLER
  87.  KADİR GECESİ ,KADİR BİLENLER İÇİNDİR.
  88.  YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU
  89.  KERBALAYI DOGRU ANLAMAK.
  90.  PEYGAMBERLER, İNSANLIĞIN YOLUNU AYDINLATAN REHBERLERDİR
  91.  HER İNSAN ALLAH'IN BİR AYETİDİR;
  92.  ZİKİR;KALPLERE HAYAT VEREN İKSİR
  93.  KÜRESEL TERÖRÜN HEDEF ALDIGI DİN;İSLAM
  94.  RABBİMİZ;BİZİ DOSDOĞRU YOLA İLET!
  95.  İMTİHANIN ADI:FİTNE.
  96.  SÖZ AHLAKI
  97.  AHİRETE İMAN
  98.  GÜN MİLLETCE KENETLEME GÜNÜDÜR.
  99.  EN BÜYÜK BOZGUNCULUK.
  100.  KULLUK SADECE ALLAHA ÖZGÜDÜR.
  101.  ZAFER AYI AĞUSTOS
  102.  ÖRNEK ÜMMET OLABİLMEK
  103.  YERYÜZÜNÜN KÜÇÜK VE ONURLU HALİFESİ ÇOCUK
  104.  AVUSTRALYA GENEL VALİSİNİN CEMİYETİMİZİ ZİYARETİ
  105.  HER ZORLUKLA BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR
  106.  NAMAZI ZAYİ ETMEK
  107.  FİTRE VE ZEKAT BİLGİLERİ
  108.  CENNETE GÖTÜREN AMEL DOĞRULUKTUR.

  SELAMLAŞMAK
 
 

SELAMLAŞMAK
 

İnsanı “düşünen varlık” diye tanımlamışlar. Güzel, fakat alternatifsiz bir tanım değil. Çünkü insanın tek ayırıcı özelliği düşünmek değildir. Dik yürümek, alet kullanmak ve konuşmak gibi diğer özelliklerinden her biri insan tanımının merkezine alınabilir. Bu konudaki tercihi ise insanın hangi özelliğini vurgulamak istediğimiz belirleyecektir. Zihin faaliyetlerini söz konusu edeceksek tabii ki düşünme yeteneği öne çıkarılacaktır. Fakat mesela, birlikte yaşama ihtiyacını öne çıkaracaksak “düşünen varlık”tan değil, öncelikle, “konuşup anlaşan varlık”tan söz etmemiz gerekecektir. 

İnsanların farklı sosyolojik ve etnik gruplara ayrılmış olmasını Kur’an, “buluşup tanışsınlar diye” ifadesiyle açıklar. (Hucurat, 48/13.) Tanışmamış olan insanların, aynı ortamı paylaşsalar da aralarında bir mesafe, bir resmiyet olur. Çünkü birbirlerine “yabancı”dırlar. İşte selamlaşma bu mesafeyi aşabilmenin en yaygın yöntemidir. Tanışma selamla başlar. Bir kimse ile karşılaştığımızda, birinin yanına girdiğimizde ya da birinden uzaklaştığımızda o kimseye selam veririz. Bu bir nezaket, iyi niyet ve iyi temenni ifadesidir. Karşıdaki de bu güzel yaklaşıma benzer duygularla karşılık verir.

Her toplum ve kültürün kendine has selamlaşma yöntemleri vardır. Fakat İslam, selam olgusuna kendi damgasını vurmuş, getirdiği tevhit ilkesinin sosyolojik anlamda da vücut bulmasına katkıda bulunacak özel bir rol belirlemiştir. Bunu yaparken de Kur’an’ın ilk muhatabı olan müşrik Arapların kullanageldikleri selamlama ifadesi olan “Hayyakellah”ı “Selamün aleyküm” ile değiştirmiştir. “Selam” ve “İslam” kelimeleri aynı kökten; “barış”, “esenlik” ve “güvenlik” anlamlarındaki “silm” kökünden geliyor. İslam, taşıdığı isim ile varlık sebebi olan barış olgusunu insan-insan, insan-evren ve insan-Allah arası ilişkileri alanında temsil ederken, selamlaşma cümlesi üzerinden de günlük hayata ve kişisel ilişkilere kadar indirir.

“Hayyakellah”ın; "Allah ömrünü uzun etsin” gibi bir anlamı var. İslami selam ise “Güvenlik ve esenlik sana!” anlamına geliyor. Selam verilen kimse aynı cümleyi vurgulu bir söyleyişle “Ve aleyküm selam” (Sana da esenlik ve güvenlik!) şeklinde tekrarlayarak bu selama karşılık verir.

“Hayyakellah” ifadesinde Allah’ın adı yer almakta, yeni selamlama cümlesinde ise bu isim yok. Son derece sade ve sıradan bir cümle gibi görünüyor. O hâlde eski selamlama şekli niçin değiştirilmiş olabilir?

Belirtmek gerekir ki “Hayyakellah” ifadesindeki “Allah”, arka planı ile müşriğin tasavvurundaki şirke bulaştırılmış Allah inancına atıfta bulunuyor. Bu selam cümlesinin kullanılmaya devam etmesi, bilinçaltına yerleşmiş olan bu yanlış Allah tasavvurunun sürüp gitmesine katkıda bulunmuş olacaktı. Oysa ima ve işaret yolu ile de olsa İslam’ın, şirke kapı aralayan hiçbir söz ve eyleme onay vermesi söz konusu olamazdı. Öte yandan, “Allah ömrünü uzun etsin” temennisi dünya hayatı ağırlıklı bir anlama sahiptir. Buna karşılık “Selamün aleyküm” şeklinde selam veren kimse karşısındakine dünya ve ahiret ayırımı yapmadan her türlü güvenlik ve esenlik temennisinde bulunmuş olur. Görüldüğü üzere “Selamün aleyküm” gerçekte bir dua cümlesidir. Zira güvenlik ve esenliğin nihai kaynağı Allah olduğu için sonuçta, “Allah’ın koruması ve himayesi seninle olsun” denilmiş olur. Bu da Allah’ın el-Hâfız ve el-Hafîz sıfatlarının o kimse hakkında olguya dönüşmesini dilemektir.

Demek ki selamlaşmak sadece bir görgü kuralı değil, aynı zamanda özgün lafzı ve mesajı ile dinin ayırıcı özelliklerinden biridir. Efendimiz’e, “İslam’ın hangi özelliği daha hayırlıdır?” diye sorulunca zikrettiği iki şeyden biri “selam vermek” olmuştur. (Buhari, İman, 20.) Bu sebeple Müslümanların selamlaşmada Kur’an ve sünnetin öğrettiği orijinal formülü yani “Selamün aleyküm” ve -buna karşılık olarak- “Aleyküm selam” cümlelerini kullanması önem arz eder. Şüphesiz, başka sözlerle verilecek selama bunlara uygun ifadelerle karşılık verilebilir. Ancak bu tür pratikler İslam’ın öğrettiği selama alternatif olarak düşünülmemelidir. Zira bu selamın hem söz hem de anlam olarak taşıdığı vurguların başka dil ve ifadelerle aynen yansıtılması çok zordur. Diğer taraftan “Selamün aleyküm” Müslümanlar arası bir sözlü kimlik belgesi niteliği taşımaktadır. Bu kimlik sayesinde Müslümanın dinî aidiyet duygusu pekişir. Bu yönü ile İslam’ın evrensel özelliğinin pratik göstergelerinden biridir selam.

Selam vermek dinî bir zorunluluk olmamakla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sürekli uyguladığı ve ısrarla tavsiye ettiği kuvvetli bir sünnettir. Buna karşılık verilen selamı almak dinî bir gerekliliktir. Çünkü karşınızdaki kişi hiçbir beklenti içinde olmadan, bütün içtenliği ile sizin için güzel bir dilekte bulunmuştur. Müslümanın asil kişiliği böyle bir tutum karşısında duygusuz ve tepkisiz kalmaya izin vermez; bu duygu ve temenniyi aynısıyla hatta daha da güçlü bir şekilde selam verene yansıtır. Bu konudaki itici gücün kaynağı ise şu ilahî mesajdır: “Size bir selam verildiği zaman, bu selamdan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin…” (Nisa, 4/86.) Hz. Peygamber’in verdiği açıklayıcı bilgi bize ayetin; “Selamün aleyküm” diyene ya “aleyküm selam” diye karşılık vermemizi, ya da buna “ve rahmetullah” ifadesini ekleyerek “Sana da güvenlik ve esenlik, sana da Allah’ın rahmeti…” şeklinde karşılık vermemizi istiyor. (Beyhaki, Şuabu’l-İman; Reddü’s-Selam, hadis no. 8801.)

Peygamber Efendimiz, Kur’an-ı Kerim’in bu mesajının iyice algılanıp uygulanmasına büyük önem atfetmiştir. Selamlaşmayı teşvik eden pek çok hadis bu gerçeği ortaya koymaktadır. Fakat başka hiçbir hadis bulunmasaydı bile tek başına şu hadis bu konuda yeterli olurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; iman etmeden cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmeden de iman etmiş olmazsınız.  Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi göstereyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız.” (Müslim, İman, 17.)

Hadis bize şunu söylüyor: Selamı aranızda yaygın hâle getirirseniz, birbirinizi seversiniz; birbirinizi sevince gerçek imanın tadını alırsınız. Böyle bir iman, sizi cennete ulaştıracak iyi davranışlar konusunda başarılı kılacak olan enerjiyi sağlayacaktır. Çünkü selamlaşma sürecinde karşılıklı olarak sergilenen bu içten tutum iki yürek arasında bütün arka plan endişelerinden uzak, sıcak ve özel bir alan oluşturur. Bu alan müminler arası ruh bütünlüğüne zemin oluşturması bakımından önemlidir. Böyle bir ortamda bencilce ve kısır çekişmeler en aza indirilip asıl hedef olan kulluk bilinci güçlendirilebilir. Bu hakikatin pratik bir göstergesi olarak, selam vermek iman etmiş olmanın göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Bazı sahabiler, daha önce İslam düşmanı olduğunu bildikleri bir kimse ile karşılaşmışlardı. Şahıs kendilerine selam verince, “mümin görünüp ölümden kurtulmak istiyor” düşüncesi ile adamı öldürüp mallarına el koymuşlardı. Kur’an-ı Kerim, bu gibi durumlarda araştırma yapmadan karar verilmemesi uyarısından sonra hükmü koyuyor: “Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, ‘Sen mümin değilsin’ demeyin.” (Nisa, 4/94.) Kaldı ki, Müslüman olmasa bile bir kimseyle savaşmanın ve onu öldürmenin caiz olması için; bu kimsenin saldırgan olması, dininiz sebebi ile size düşmanca tutum içinde olması gibi birtakım özel şartları vardır.

Bireyselleşen hayatımız, bir şekilde bizi kendi içimize kilitlemiş gibi görünüyor. “Kendi kendimize yetme ve tek başımıza başarma” yolunda şeklen olmasa bile iç dünyamızda önemli ölçüde yalnız yaşadığımız bir hayatımız var. Bir tür selamlaşma korkaklığı ile malulüz. Asansörlerdeki o ürkütücü suskunluk nedir? Oysa tebessümün eşlik edeceği bir selam o kasvetli havayı yumuşatmak için yetip de artıyor bile. Yine, yolda yürürken karşılaştığımız birine selam vermek cesaretimiz yok gibi. Ya karşılık vermezse?  Bunun için selam vermeyi âdeta “tanıdıklar arası bir söz alışverişi” gibi algılar olduk. “Tanıdığın ve tanımadığın kimselere selam ver.” (Buhari, İstizan, 8.) şeklinde nebevi öğretiye çok aşina olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Elbette bu sünnetin günümüz şartları içinde özellikle herkese açık büyük mekânlarda birebir uygulanması söz konusu değil. Ancak günlük hayatımızda buna fırsat bulabileceğimiz pek çok ortam oluşabilir. Önemli olan, selamın taşıdığı mesajı her fırsatta başkalarına taşıma bilincinin diri tutulmasıdır. Nitekim Efendimiz, selam vermek için fırsat kollamayı, âdeta bahane üretmeyi öğütlemiştir. O şöyle buyurur: “Biriniz din kardeşiyle karşılaştığı zaman ona selam versin. Eğer aralarına bir ağaç, duvar veya büyükçe bir taş girer sonra da onunla karşılaşırsa ona yine selam versin.” (Ebu Davud, Edeb, 147.)

Ebu Hüreyre’nin bildirdiğine göre sahabiler bu tavsiyeyi aynen uygulamışlar, birlikte yürürlerken karşılarına çıkan bir ağaç, bir duvar ya da başka bir engel sebebi ile ikiye ayrıldıktan sonra buluşunca selamlaşırlardı. (Buhari, el-Edebü’l-Müfred, [Daru’l-Beşairi’l-İslamiyye, İkinci Baskı, Beyrut, 1409/1989] Selam ve Musafaha, 25) Abdullah b. Ömer (r.a.)'in sırf insanlara selam vermek için çarşıya çıkması (Malik b. Enes, Muvatta, el-Cami’, 63.) da aynı nebevi teşvikin yansımasıdır.

Selamlaşmak insanlar arasında yakınlaşma sağladığı gibi Allah ile kul arasında da yakınlaşma sağlar. Bu bakımdan önce kimin selam verdiği gibi detaylar bile önem arz eder. Nitekim “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selam verendir.” (Ebu Davud, Edeb, 133.)

Selamlaşarak içimizde var olan, ruhların birbirine yakınlaşması ihtiyacına cevap veriyoruz. Ruhunu kavrayacağımız selam bizi, içinde yalnızlıktan kurtulacağımız ülfet yurduna yerleştirecektir. O yurtta kendi adımıza güvenlik garantisi verdiğimiz kardeşlerimiz bize daha güçlü bir karşılık verme yarışında olacaklardır.

 
 
Copyright © 2006 by BTICC. All rights reserved.

Digital World IT